Türk sineması 2009’da 70 film vizyona soktuğunda içinde “İşte Yeni Türk Sineması!” benzeri gaza getirici cümlelerle dolu çok yazı yazıldı. Evet, 2006-8 arasında vizyon gören yerli film sayıları yılda 35-50 civarındayken bir milyon seyirciyi bulan film sayısının 4-5’i bulması sevinçle karşılanmıştı. Bu yıllarda yabancı film gişelerinde belli bir düşüş ve Türk filmleri hasılatlarında da belirgin bir yükseliş vardı. Sinemacılar geleceğe umutla bakıyordu. Duruma şüpheli bakanlar ise sadece eleştirmenlerdi... Çünkü çekilen bütün filmleri görüyorduk!
Bir milyon seyirci sınırını aşan filmlerin büyük çoğunluğunun tıpkı Serdar Ortaç’ın pop şarkıları gibi sadece o yıl içinde kalacak filmlerden (“Hababam Sınıfı 3,5”, “Maskeli Beşler: Irak”, “Muro”, “Osmanlı Cumhuriyeti”, “Son Osmanlı: Yandım Ali” vs...) oluşması bir tarafa; genel toplam içinde ucuza halledilmiş komediler, sırtını genellikle dini hurafelere yaslayan korku filmleri, TV dizisi estetiğini geçemeyen ve şanslarını deneyen ‘ilk film’ler, romantik komedi denemeleri olan bir filmler topluluğu var elimizde...
Evet, 2009’da 70 filmin salon bulması memlekette neredeyse infial yaratmış ve bu durum gazetelerde, dergilerde araştırma ve dosya konuları oluşturmuştu. Ancak bugünden o yılın filmlerine şöyle bir yukarıdan bakınca nitelik ve nicelik arasındaki kırılmanın en çok da bu yıl başladığını söylemek mümkün. 2009’un salon bulan filmlerinde ezici çoğunluk seyirci ‘avlamayı’ hedefleyen, 200 kopya ortalamasıyla çıkış yapan, nitelikleri oldukça tartışmalı filmlere aitti. “Kadrinin Götürdüğü Yere Git”, “Türkler Çıldırmış Olmalı”, “Kanal-i-zasyon”, “Abimm”, “Süpürrr” gibi ne ‘olmadıkları’ daha isimlerinden belli komedi filmleri “Recep İvedik”in açtığı yoldan gitmeyi hedeflediler. Basit hikayeler, sırtlarına yaslanılan komedyenler, zeka eşiği düşük espriler...
Önceki sene de aynı yolu takip eden “Destere”, “Çılgın Dersane”, “Avanak Kuzenler”, “Plajda”, “Nekrüt” gibi filmlerin düzeysizliğine rağmen üstelik...
2010 ve 2011 yıllarında böyle filmler artarak gelmeye devam etti... “Kutsal Damacana 2”, “Pak Panter”, “Gelecekten Bir Gün”, “Harbi Define”, “Deli Dumrul”, “Günah Keçisi”, “Şov Bızınıs” ve “Sümela’nın Şifresi” gibi tüm komedi ve mizah düzeylerini yerle yeksan eden filmlerin 150-200 kopya aralığında vizyona çıkmaları kopya başına 1.000 dolardan hesaplanınca yaklaşık 150-200 bin dolarlık bir ek bütçeye sahip olduklarını gösteriyor ki buna filmin çekimi için harcanan para dahil değil...
Yani bütün bu film bolluğunun bize sağladığı en net sonuç sinemamızda para sorununun artık bir şekilde çözüldüğü. Peki sorun ne o zaman? Neden içimiz rahat değil hâlâ? Neden bu sayıları sorgulayıp duruyoruz çeşitli mecralarda?
Çünkü sistemin çok da sağlıklı işlemediğinin farkındayız. Mesele eleştirmen-seyirci beğenisinin çok üzerinde ama ne yazık ki gişe filmlerine imza atanlar bu tatminsizlik halinin sorumluluğunu ‘entel takımına’ atarak yırtmaya çalışıyorlar. Ticari amaç ve kaygılarını bu saldırılarla örtmeye çabalıyorlar. Bu yüzden son yıllarda çekilmiş, festivallerinden başarıyla dönmüş “Üç Maymun”, “Sonbahar”, “Hayat Var”, “Vavien”, “Bal”, “Çoğunluk” gibi filmleri aşağılamaya çalışıyorlar.
Cümlesi, dertleri olan, Türk toplumundaki sorunları sinema sanatıyla anlatmaya çalışan filmleri hakir görüyorlar. Sanıyorlar ki en çok para harcanan filmler (“New York’ta Beş Minare”, “Anadolu Kartalları”, “Kurtlar Vadisi: Filistin”... ), ya da en çok izleyici alan komediler (“Sümela’nın Şifresi”, “Recep İvedik” filmleri, “Eyyvah Eyvah” vs...) Türk sinemasının yükselişini getirecek.
Herşeyi 'para'yla, ticaretle ölçen zihniyete sahip bu sinemacılar, oyuncusundan yönetmenine zaten konuştukça onlardan "mal" diye bahsettiklerini anladığımız filmleriyle dolduracaklar ortalığı...
Devamı
Sinemazon
Yazı, Burak Göral'ın bloğundan aktarılmıştır.
doluhayat.blogspot.com